Şimdi geri dönüp baktığımda bunu yaptığıma ben bile inanamıyorum. Tüm hayatım boyunca egzersiz yaptığım ve doktor olduğum için çoğu şeyi bildiğimi ve üstesinden kolaylıkla gelebileceğimi düşünmüştüm. Ne kadar zor olabilirdi ki benim için? Hayatım ders çalışmak ve sınavlara girmekle geçmişti zaten.

44 yaşındaydım ama bence bunu da halledebilirdim. Fitness Antrenörü ünvanını da almaya karar verdikten sonra sıra en zor kısma geldi. Eğitimi nereden alacağım ve yasal olarak geçerli bir antrenörlük belgem olacak mı? 1-2 hafta eğitimle Personel Trainer (PT) ünvanı veren birçok kurs vardı ama bunlar kanunlar önünde geçerli değildi. Geçerli olan eğitim devlet tarafından düzenlenen, ders geçme sisteminin olduğu, Anadolu Üniversitesi üzerinden eğitim aldığınız ve oldukça zor olan sınavlara girdiğiniz bir sistemdi. Aklıma koymuştum ve başvurdum.

İş yerinde ameliyat aralarında bile seminer odasına gidip bilgisayarımı açıp ders çalıştım. Her branşta olduğu gibi, işin içine girince aslında bilmediğim ne kadar çok şey olduğunu gördüm. 1. kademe yardımcı antrenörlük ünvanını teorik ve uygulamalı eğitim sınavlarını geçerek yaklaşık 1 yılın sonunda aldım ancak benim için yeterli değildi. Kendimi daha çok geliştirmek ve serbest çalışma hakkımın olması için 2. kademe eğitimini de tamamlamam gerekiyordu.

Bir yıl daha zorlu bir eğitim süreci başladı ve yaklaşık 2 yılın sonunda istediğim ünvanı aldım. Zorlayıcı olan kısmı neydi biliyor musunuz? İnsan vücudu, hareket ve antrenman bilimi o kadar geniş bir konuydu ki, bunları öğrenmek hareketlerin doğru formunu öğrenmekten çok daha zordu.

Bu nedenle dersler ve uygulamalı eğitimler dışında çok fazla kitap okudum, izledim ve araştırdım. Çünkü hekimlik reflekslerim burada da ağır basıyordu: Primum non nocere, yani önce zarar verme.

Sonunda hep hayalini kurduğum şeyi gerçekleştirdim. Hekimlik bilgi ve deneyimimi, beslenme ve egzersiz alanındaki donanımımla birleştirerek kadın sağlığına daha bütünsel bir yaklaşım sunmaya başladım.